kumelendik telefon

Sosyal Medya

Kümelendik Gözüyle

Organik Tarım Ve Rekabet Marjı

Son günlerin ve hatta son birkaç yılın en popüler konularından biri de organik tarım. Haber bültenlerinde, yazılı basında, günlük sohbetlerde bir şekilde yer bulan; çarşı pazarı esir alan hormonlu sebze-meyveye alternatif olarak sunulan; konuyla ilgili yada ilgisiz herkesin söyleyecek sözü olan organik tarım nedir? 

Organik tarım; üretimde kimyasal gübre ve tarımsal mücadele ilaçlarının mümkün olduğu kadar az kullanılmasını yada hiç kullanılmamasını; bunların yerine doğal bitki besleme (yeşil gübreleme, kompost, vb.), minimum toprak işleme ve biyolojik savaş yöntemlerinin (parazit ve predatör) kullanılmasını esas alan, üretimden tüketiciye sunulana kadar her aşaması kontrol altında tutulan, sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. 

Organik tarımın amacı; bugüne kadar ekolojik sistemde yanlış uygulamalar sonucu yitirilen doğal dengenin yeniden kazanılması, bundan sonra insana ve çevreye duyarlı üretim sistemlerinin geliştirilerek bu konuda sürekliliğin sağlanmasıdır. 

Peki burada sözü edilen ekolojik sistemdeki yanlış uygulamalar neler? Nasıl oldu da doğal denge yitirildi? Bu soruların cevapları ise iki yüz yıl öncesinde yaşanan sanayi devriminde ve bu büyük devrimin sonuçlarında saklı. 

Sanayi devrimi 18. yüzyılda başlayan ve emeğin verimliliğini olağanüstü artırıp, kitlesel üretime geçişe imkan veren, insanlık tarihinin en büyük dönüşümlerinden biri olarak tanımlanır. Bu devrimin nedenleri olarak; 16.yy’ dan itibaren büyük artış gösteren Avrupa nüfusu, tarımda yaşanan gelişmeler sonucu kırsal nüfusun kentlere göçmesi, yaşam düzeyinin yükselmesi ve buna bağlı olarak artan tüketim malı talebi gösterilir. Sanayi devrimi, ekonomik faaliyetlerin hızla artmasına yola açarak, toplumun tüm alanlarında değişime neden olmuştur.

İnsan hayatını kolaylaştıran birçok makinenin bulunuşu bu dönemdedir. Bu büyük hareket tarım alanında da birçok yeniliğin hayata geçirilmesine neden olmuştur. Almanlar pancardan şeker çıkarma tekniğini bulmuş; bir başka Alman kimyager ise suni gübreyi yapmıştır. 1834'de bir Amerikalı mühendis bir biçerdöver icat etmiştir. 1870'lerden sonra konserve yiyecek imalatı hızlı bir biçimde artmıştır. 

Tüm bu yenilikleri doğuran sanayi devriminin en önemli etkileri ise kentleşme ve çevre üzerine olmuştur. Artan nüfus daha fazla gıda ihtiyacını, birim alandan daha fazla ürün alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. Makineleşen tarım kimyasal gübreler ve zararlılarla mücadeleyle desteklenmiştir. Diğer yandan ilerleyen teknoloji ile bitki türlerinin genetik yapıları değiştirilerek olumsuz şartlardan en az düzeyde etkilenen dayanıklı türler geliştirilerek artan talep karşılanmaya çalışılmıştır. 1960-70’li yıllarda başlayan ve yeşil devrim olarak adlandırılan değişimle ise tarımda sadece verim artışı hedef alınmış, kimyasal tarım ilaçlarının ve mineral gübrelerin kullanımı en yüksek noktaya varmıştır. 

Bugün gelinen nokta ise; hepimizin bildiği gibi kimyasal kalıntıları fazla ürünler, geliştirilen dayanıklı türler ve tarımda kullanılan hormonlar nedeniyle her geçen gün artan sağlık sorunları, kirlenen ve geri dönüşü olmayan doğal kaynaklar… Yıllardır uygulanan yanlış toprak işleme teknikleri ve tarım dışı amaçlar için kullanımlar ile avuçlarımızdan arasından kayıp giden verimli topraklarımız da konunun arka planda kalan ve aslında en can alıcı noktası.

Organik tarıma günümüzde duyulan ilginin sebebi ise bu noktada daha da iyi anlaşılıyor. Tanımında da yer aldığı gibi en az kimyasal girdi kullanımı ve toprak işleme ile yapılan kontrollü bir tarım şekli organik tarım. Temel ilkeleri ise; doğa ile uyumlu üretim, kendine yeterli tarım ve ekim nöbeti’dir. Bu ilkeler çerçevesinde ülkesel ve yöresel koşullarla şekillenen organik tarım aktiviteleri şu faaliyetleri içermekte:

 

Bitkisel Üretimde;    

- Uygun yöntemlerle minimum toprak işleme

         - Toprak verimliliğinin korunmasına ve artırılmasına yönelik çalışmalar

         - Kimyasal gübre yerine organik gübre kullanımı

         - Dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi

         - Uygun ekim-dikim yöntemi

         - Bitki korumada doğrudan kimyasal girdi kullanımı yerine ekolojik yöntem ve girdi kullanımı

         - Hasat, depolama, işleme ve paketleme faaliyetlerinin ekolojik yöntemler içinde yürütülmesi.

 

Hayvansal Üretimde;

- Sağlıklı hayvan yetiştiriciliği

         - Uygun ahır koşulları

         - Organik yemlerden yararlanma

         - Damızlık ve ırk seçiminde ekolojik uygunluk 

Temel olarak bu ilkeler üzerinde şekillenen organik tarımın dünyada ki gelişimine baktığımızda ilk adım 1910’larda İngiltere’de ekolojik tarım fikrinin oluşturulmasıdır. Avrupa’nın diğer ülkelerinde sırasıyla 1928 yılında Biyodinamik Tarım Enstitüsü’nü kuran Dr. Rudolf Steiner, 1930’lu yıllarda İsviçre’de bugünkü ekolojik tarım ilkelerinin de bir kısmını oluşturan Kapalı Sistem Tarım konusunda çalışmalar yapan Müeller Ruch ve bazı alg türlerinin bitkilerde dayanıklılığın arttırılmasında kullanılabilirliği hakkında araştırmalar yapan Fransız Lemaire-Boucher organik tarım konusunda öncülük yapmışlardır. Kontrollü üretim ise 1930’lu yıllarda yaygınlaşmıştır 1970’li yıllarda ticari anlamda önem arz etmeye başlayan organik tarım; 1972 yılında Almanya’da Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketleri Federasyonu’nun (IFAOM) kurulmasıyla daha düzenli bir hale gelmiştir. 

Dünyanın önde gelen organik gıda fuarlarından olan  BioFach 2006 fuarında yayınlanan Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM)’nun  raporuna göre tüm dünyada 31 milyon ha’ı aşan alanda organik tarım yapılmakta. Bu da bir önceki yıla göre yaklaşık 5 milyon ha’lık bir artış demek. En büyük gelişimi ise organik tarım alanlarının yaklaşık 3 milyon ha’lık bir kısmı yakın zamanda sertifika altına alınan Çin gösteriyor. 

Dünya’da durum böyle iken; sanayi ülkesi mi tarım ülkesi mi tartışmalarının bir türlü dinmediği, hatta Avrupa Birliği müzakerelerinin de bir parça körüklediği bu tartışmaların sürüp gittiği ülkemizde organik tarım ağır ağır da olsa hak ettiği yeri alacak gibi görünüyor. 

Organik tarım konusunda ülkemizin uluslararası rekabette güçlü olabilmesi konusunda marka önemli bir rol oynayacaktır. Marka ; üretim ve pazarlama sürecinin önemli bir unsuru olarak en fazla katma değer yaratan , sahibine “fikri mülkiyet ticarileştirmesi”  avantajı ile kapatılması zor bir “rekabet marjı” veren ticari bir değerdir.  Organik tarımın konvensiyonel tarından üretim sürecindeki farklılıkları belgelendirme ile ayrılırken Marka doğal olarak bu farklılığı tüketiciler nezdinde “kalite anlayışı” seviyesini belirleyecek en önemli unsur olacaktır. 

Organik tarımda

-      Daha hızlı büyüme

-      Daha fazla istihdam

-      Yüksek Rekabet Gücü

-      Yüksek gelir

-      Gıda Güvenliği

Sağlanmasında marka kilit rol oynamaktadır.

Murat KUŞ
Avrupa Patent Vekili

 

info@kumelendik.com